EN/TR

Dünyada kadın eşitliği için çalışan bir Boğaziçili

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü'nden 1978 yılında mezun olan Saniye Gülser (Canıvar) Corat 10 yılı aşkın süredir UNESCO Cinsiyet Eşitliği Bölümü Direktörlüğü'nü yürütüyor. Yüksek lisans ve doktora eğitimlerinden sonra dünyanın çeşitli yerlerinde insani gelişmişliği artırıcı projelerde çalışan Corat aynı zamanda akademik çalışmalarını da sürdürmeye devam etti. Corat ile yaptığımız röportajda kariyerini, dünyadaki ve Türkiye'deki cinsiyet eşitliği ile ilgili çalışmalarını ve Boğaziçi'nde geçirdiği yılları konuştuk.

2004 yılından bu yana UNESCO'da Erkek-Kadın Eşitliği üzerine projeler yürütüyorsunuz, bu çalışmalardan ne gibi neticeler aldınız? Cinsiyet eşitliği ile ilgili olarak dünyanın genel durumundan bahseder misiniz?

Genellikle Türkiye'de (ve dünyanın birçok ülkesinde) cinsiyet eşitliği denilince, nedense sadece karısına iyi davranmayan erkek veya kadına karşı şiddet gibi eksik bir imaj geliyor insanların aklına. Genellikle de bunu, kendi sosyal kategorileri için değil, kırsal kesim veya düşük gelirli veya az eğitimli gruplara atfediyorlar. Yani bir takım "ötekilerin" bir davranış biçimi.

Bu sorunların çok önemli olduğu yadsınamaz ama eşitlik çok daha geniş bir kavram. Cinsiyet eşitsizliği, toplumun her kesitinde, her kesiminde ve her kurumunda var olan ve süregelen bir olgu. Kötü davranış bir araz, esas sorun, kadınların, sistematik olarak kendi geleceklerini belirleyememesi, fırsatlardan yararlanmalarına engel olunması, ekonomik potansiyellerinin sıfırlanması ve toplumun üst kademelerine geçmelerine setler çekilmesi. Mesela, meclislerde, partilerin yönetiminde, Bakanlar Kurulunda veya özel şirketlerin yönetim kurullarında veya üst düzey yönetim kadrolarında kadınlar var mı, yok mu pek ilgilenmiyoruz. Oysa önemli güç noktaları bunlar.

Eksik imajdaki gibi, bütün kırsal kesimde yaşayan kadınlar, oradaki erkeklerle eşit olsa, tabii ki çok güzel olur ve onların hayatı olumlu bir şekilde değişir, ama toplumun siyasal ve sosyo-ekonomik dengelerinde kadınlar lehine ne kadar bir oynama olur sizce? Daha da önemlisi, o dengeler değişmedikçe, kırsal kesimde böyle bir mucizenin olabileceği beklentisi ne kadar gerçekçi?

Bu bağlamda size Koç Üniversitesi ile gerçekleştirdiğimiz ilginç bir projeden söz edeyim. Kaybettiğimiz Prof. Çiğdem Kağıtçıbaşı benim Boğaziçi'ndeyken hocamdı. Koç Üniversitesi kadınların şirketlerin üst düzeylerinde temsili konusunda bir çalışma yapmayı düşünmüş ve kendisini bunun koordinasyonuna getirmiş. UNESCO her zaman üniversitelerle işbiliği olanaklarını değerlendirir. Türkiye'den gelen teklifleri bana ilettiler, dosyada Çiğdem Kağıtçıbaşı ismini görünce hemen kabul ettim. Bu konuyla ilgili bizden aldıkları desteği ve birikimi çok iyi kullandılar ve hem Koç grubu içinde çok güzel girişimler başlattılar, hem de diğer özel şirketlere bu konuda destek vermeyi taahhüt ettiler.

Koç Holding'in en yeni Yönetim Kurulu'na bakarsanız, bizim etkimiz demeyeceğim ama UNESCO-Koç Üniversitesi projesinin ve tabii bu konuyu gerçekten ciddiye alan Sayın Ömer Koç'un sinerjisi bir araya gelince neler yapılabileceğini görüyoruz.

Bu bağlamda benim ümidim, aile şirketlerinin, üst düzey kadın yöneticileri seçimlerinde listelerini kurucularının kızları ve diğer akrabaları ile sınırlı tutan yaklaşımdan uzaklaşarak, giderek profesyonel kadın yöneticileri öne çıkaran kuruluşlar haline gelmeleri. Kadınların yönetimde olduğu veya Yönetim Kurullarında çoğunluğu oluşturduğu şirketlerin daha karlı olduğunu ve uzun dönemde pazarın ön dilimlerinde yer almayı başardıklarını biliyoruz. Örneğin, yönetici kadrosunun yüzde 30'u kadın olan şirketler hiç veya pek az kadın yöneticisi olan şirketlere göre ortalama yüzde 15 daha fazla kar ediyor. Bu ilave kar, bazı şirketlerde yüzde 30'a kadar çıkabiliyor.

Buna rağmen dünyadaki şirketlerin yaklaşık yüzde 60'ında yönetici düzeyinde kadın yok. Üstelik bunu sadece "olağan şüphelilere" ait bir durum olarak düşünmeyin. Mesela Japonya'da Yönetim Kurullarında kadın oranı yüzde 2, yönetici kadrolarında yüzde 2,5.

Kadınların yönetime gelmesi ile şirketlerin başarısı ve ekonomik karlılığı arasında net bir nedensellik ilişkisi olmasına rağmen, yöneticileri ikna etmek kolay olmuyor. Koç Üniversitesi ile işbirliğimizin bu konuda etkin olacağını ve yeni ufuklar açacağını ümit ediyoruz.

Türkiye'nin temel sorunları: Kadına yönelik şiddet, eğitim ve kadın istihdamında gerileme

Türkiye cinsiyet eşitliği karnesi ne gibi adımlarla olumluya çevrilebilir? Bu konuda acil bir eylem planı gerekiyorsa bu planda başlıca hangi başlıklar olmalı?

Türkiye'de üç ana sorun var ve üçü de birbirine bağlı. Yani birini çözmek için diğerlerini de çözmek gerekiyor.

Bir tanesi, kadına yönelik şiddetin yaygınlığıdır. Bu konuda son yirmi yılda çok büyük bir gerileme olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Kadınların %40'ı şiddete ve tacize maruz kaldığını söylüyor. Kadın cinayetlerinde %1400'lük bir artış var. Şiddetin yaygınlaşması ve daha da kötüsü bunun kanıksanması çok ciddi bir problem. Bunu ideolojik veya kültürel bir nedenselliklere bağlayabilirsiniz ve bir ölçüde geçerli olabilir, ama bence bunun arkasındaki en önemli faktör, ikinci sorun olarak adlandıracağım, kadınların ekonomik durumu.

Kanada'da üniversite hocalığı yaparken şöyle bir örnek verirdim. Kadınlara şiddet konusunda kanunlar vardı Kanada'da. Ama 1950'li yıllarda bir kadın kocasından şikâyetçi olursa, polis bunu aile için geçimsizlik olarak yorumlayıp müdahale etmezmiş. 1970'li yıllarda kadınların istihdamında ciddi bir ilerleme kaydedilince, 80'li yıllardan itibaren toplumun bakış açısı tamamen değişti. Kadınlar, şiddete maruz kalmak zorunda olan kişiler olmaktan çıkıp, kendi haklarını koruyabilecek, kendi hayatlarını kazanabilecek ve dilediklerini yapabilecek duruma gelince, aynı kanunlar çok daha etkili bir şekilde uygulanmaya başladı. Mesela evlilik içi cinsel saldırı düşünülemez bir kavramken, cezai yaptırımı olan bir fiil haline geldi Kanada'da.

Türkiye'de, özellikle kamu kesiminde, kadınların istihdamında büyük bir gerileme var. Kamu sektöründe üst kademelere yükselebilen kadın sayısı çok az. Kadınların kamu kesimi istihdamı, 2013 yılında OECD ülkelerinde %21,3 iken bu Türkiye'de %12,9. Siyasi katılıma baktığınızda 2015 yılında kadın milletvekili ortalaması OECD için % 27,8, Türkiye'de ise sadece %10. Kadın bakanlar derseniz, OECD ortalaması neredeyse %30, bizde ise %4.

Özel sektörde istihdam göreceli olarak daha fazla ama burada da daha çok memur veya asistan düzeyinde görüyoruz kadınları. Örneğin, üst düzey kadın yönetici oranı AB'de %33 iken Türkiye'de bunun dörtte birine bile ulaşamıyoruz (%7).

Son 20 yılda eğitimde kız öğrenci sayısı düşüyor

Peki, kadınların ekonomik olarak güçlenmeleri nasıl olacak derseniz, buradaki kilit kavram (ve üçüncü sorun) eğitim. Rakamlara baktığınızda kızların eğitiminde sayısal bir atış görüyorsunuz ama bu genel tablo pek çok sorunu gizliyor. Mesela orta öğretimden sonra sistemden çıkarılan kızların sayısında artış var. Ayni şekilde üniversitelere giren kızların çok büyük bir çoğunluğu toplumsal cinsel kimliğe aykırı gelen branşları seçmiyor ve daha çok öğretmenlik ve "humanities" gibi dalları tercih ediyorlar. Oysa benim ögrencilik yıllarımda durum bunun tam tersiydi. Bilimsel değil, anekdot olarak vereyim, ben Boğaziçi'nde öğrenciyken, kız-erkek öğrenci oranı ya eşite çok yakındı, ya da kızlar biraz daha fazlaydı sayıca. O yıllarda giriş sınavı için dershaneler gerekmediği ve bu sınav lise müfredatı üzerinden yapıldığı için, kız öğrenciler çok başarılı olurdu. Daha da önemlisi mühendislik gibi geleneksel olarak erkeklerin öncelik verdiği bölümlerde yüksek sayıda kız öğrenci olurdu. Zaten bu nedenle, bu branşlardan diplomalı kadın oranı AB ortalamasından yüksektir. Ama bu konuda da bir gerileme söz konusu.

Kısaca ana başlıklar demişsiniz ya, bana sorarsanız, eğitim ve ekonomik yükselmeyi desteklersek üçüncü sorunumuz olan şiddet büyük ölçüde azalacak veya azalmazsa güvenlik güçlerinin ciddiye aldığı bir fiil haline gelecektir. Gelişmiş ülkelerin evrimi bu yönde. Türkiye'de de böyle olacağını öngörüyorum.